+ Konuya Yorum Yap
Sonuçlar 1 den 2 in 2

Konu: TÜRKİYE COĞRAFYASI, TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU, HAKİMİYET TEORİLERİ VE TÜRKİYE

              
   
  1. #1
    Super Moderator
    Katılım Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    630

    TÜRKİYE COĞRAFYASI, TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU, HAKİMİYET TEORİLERİ VE TÜRKİYE




    TÜRKİYE COĞRAFYASI VE JEOPOLİTİĞİ

    Coğrafya: yeryüzünün tamamı veya bir parçası üzerinde, doğal, beşeri ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki bağlantıları, sebep ve sonuçlarını inceleyen bir bilim dalıdır.
    • Jeopolitik ( İngilizce Geopolitics, Fransızca Geopolitique, Almanca Geopolitik), kelimesinin sözlük anlamı; ekonomik ve siyasal coğrafya verilerine göre dış siyasetin saptanması Yer Politikası, Siyasi Coğrafya.Daha geniş anlamıyla Jeopolitik; Devletlerin coğrafi özellikleri ile siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir.Diğer bir ifadeyle de, uluslar arası siyasette, coğrafi etmenlerin güç ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesidir.
    • Jeostrateji ise ( İngilizce Geostrategic, Fransızca Geostrategie ), coğrafi etmenlerin ülkelerin askeri stratejileri üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Diğer bir ifadeyle yer stratejisidir.
    İLHAN, Coğrafi – Jeopolitik ilişkisini şu şekilde ifade eder; “ Coğrafya; jeopolitiğin, jeostratejinin iki temel ayağından birisidir.Coğrafya dikkate alınmadan politikaya ve stratejiye veri hazırlamak mümkün değildir. Çünkü jeopolitik coğrafyanın politikaya verdiği yönü belirler. Coğrafya her konu için görmezlikten gelinemeyecek bir emri vakidir, üzerinde yaşayanlara göre bazı coğrafi kesimler önem kazanır.

    TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU

    Jeopolitik Konum;
    Ülkelerin coğrafi konumları ile jeopolitik konumları farklı durumları açıklar. Bir bölgenin coğrafi konumu değişmez; jeopolitik konum ise bölgedeki, çevredeki ve dünyadaki güç odaklarında baki olacak her değişikliğe göre farklı bir değer gösterir.

    Türkiye’nin jeopolitik konumu belirlenirken dünyadaki güç odaklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu gün için dünya güç merkezleri ABD, BDT, AB., Çin ve Japonya’dır. Türkiye tüm bu güç odaklarının tam merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin jeopolitik konumu oldukça önemlidir aynı zamanda dünya coğrafyasında büyük askeri bir güç ve birlik oluşturan Nato’nun içindedir, Ve güney kanadını oluşturan bir devlettir. Diğer taraftan Türkiye İslam Dünyası ve Hıristiyan Batı Dünyasının karşılaşma bölgesinde bulunan Müslüman bir devlettir.

    DÜNYA HAKİMİYET TEORİLERİ VE TÜRKİYE
    Devletlerin yayılması çok geniş topraklara ve hatta dünyaya hükmetmeleri iki aşamada gerçekleşir. Birinci aşama teorik, ikinci aşama pratiktir. Devletin genişlemesi üzerinde, önce atılım politikaları üretilir, çeşitli teoriler ve öneriler getirilir. En sonunda en akılcı ve gerçekçi teori uygulama aşamasına geçirilir. Birinci dünya savaşı öncesinde ve sonrasında dünya hakimiyeti üzerinde çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.
    KARA HAKİMİYET TEORİSİ VE TÜRKİYE
    Kara hakimiyet teorisi, Halford John Mackinder adlı bir İngiliz siyasi coğrafyacısı tarafından geliştirilmiş ve ortaya atılmıştır. Mackinder’in kara hakimiyet teorisi kısaca şu şekilde özetlenebilir; “ Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının bütünü dünya adasını oluşturur. Bu eski kara kütlelerinin dışında kalan Amerika, Avustralya ve Antarktika gibi kıtalar ise Dünya Adasının Uydularını teşkil ederler. Dünya adası içinde kalan doğu Avrupa ve Sibirya Bölgesi, dünyanın “ Heartland’ı ( kalp sahası )” nı oluşturur. Heartland’ın çevresindeki Balkanlar’dan Çin’e kadar uzanan saha ise “ İç veya Kenar Hilal “ yada “ Rimland “ kuşağıdır. Bunun dışında kalan Amerika – Afrika –Avustralya – Japonya hattı ise “ Dış veya Kenar Hilal “ yada “ Dünya Adasının Peykleri ” olarak kabul edilir.” Mackinder, Dünyayı bu şekilde tasnif ettikten sonra, teori oluşturan görüşünü şu şekilde sonuçlandırıyor: “ Doğu Avrupa’ya hükmeden bir devler Heartland’a hakim olur. Heartland’a hükmeden ise öncelikle İç-Kenar Hilal’e yada Rimland’a hükmeder, sonra da Dış-Kenar Hilal’e yani bütün Dünya’ya hakim olur.”
    Mackinder ,1904 yılındaki görüşlerinde; Asya’da Obi ile Lena nehirleri arasında kalan Sibirya Bölgesi’ni, “Dünya Kalesi” veya “Heartland ” bölgesini, Sibirya’nın batısına, yani Doğu Avrupa düzlüklerine kaydırıyor.
    Mackinder’in Kara Hakimiyet Teorisinde, Türkiye; İç veya Kenar Hilal bölgesinde yer alır. Diğer bir ifade ile Türkiye, dünya kalesine sahip olan bir milletin ilk hedef tahtası olan bölgenin orta bölümünde yer aldığı dikkati çeker. Dünyaya hakim olmak isteyen bir gücün ilk hedef tahtası, elbette Türkiye’dir. Çünkü dünya kalesinin alınması ve yakın takibi için iç surları teşkil eden Türkiye, jeopolitik bakımdan büyük öneme sahiptir. Öte yandan bu topraklar, kalenin iç surlarında aranan tüm fiziki ve beşeri şartları üzerinde taşımaktadır. Karadan, denizden ve havadan, kalenin kontrolü için en avantajlı konuma sahip olan sur bölgesi olarak, Anadolu toprakları görülmektedir.

    KENAR KUŞAK HAKİMİYET TEORİSİ VE TÜRKİYE
    Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisi, Halford john Mackinder tarafından ortaya atılan Kara Hakimiyet Teorisine karşılık ortaya atılmış bir dünya hakimiyet teorisidir. Teori; ABD Yale Üniversitesi’nde Uluslar arası İlişkiler Profesörü Nicholas J. Spykman ( 1843 – 1943 ) tarafından ortaya atılmıştır. Spykman, Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisini ortaya atarken Kara Hakimiyet Teorisinden oldukça fazla yararlanmıştır.Spykman, çağdaş ve meslektaş gini dünyayı hemen hemen aynı jeopolitik levhalara ayırmıştır.
    Spykman, Mackinder gibi zaman zaman değişiklik yaptığı görüşlerini kısaca şu şekilde sonuçlandırır; “Dünya Hakimiyeti, ancak dışarıdan içeriye doğru gerçekleşir. Kaleler, dışarıdan kuşatılır ve sonra alınır. Bu sebeple, dünya hakimiyetini sağlamak için, önceleikle dünya peykleri adı verilen topraklarda hakimiyet kurmak gerek, dünyanın peyklerine sahip olan bir millet, öncelikle Dış-Kenar Hilal’e ve daha sonra İç – Kenar Hilal’e yada Rimland’a hükmeder. Rimland’a hükmeden bir millet ise, Doğu Avrupa’ya ve heartland’a hakim olur. Hartland’a ( dünyanın kalbi ) hakim olan bir millet nihayet bütün dünyaya hükmeder. “ Diğer bir ifadeyle bu görüş şu şekildedir; “ Kuzey Amerika’ya sahip olan bir millet, Güney Amerika’ya hakim olur. Bu topraklara hakim olan bir millet de, batı Avrupa’ya Balkanlar, Güneybatı, güney ve Güneydoğu Asya’ya ve nihayet Doğu Avrupa ve Asya‘nın tümüne hükmeder. Böylelikle dünya hakimiyeti kurulmuş olur.
    Spykman, Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisini ortaya atarken, dünya hakimiyetinin sadece ve sadece Amerika Birleşik Devletleri açısından ele almıştır. Görüşlerini, Amerikan menfaatlerine ters düşmeyecek şekilde sonuçlandırmıştır. Ve asıl önemlisi, Spykman2ın görüşleri, ABD tarafından büyük destek görmüştür.
    Spkyman’ın Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisinde, Türkiye; Mackinder’in Kara hakimiyet Teorisinde olduğu gibi, İç veya Kenar Hilal bölgesinde yer alır. Spykman’a göre, Türkiye; dünya kalesine sahip olmayı arzulayan bir millet için kaleye yapılacak olan son kuşatma alanı olarak nitelendirilen bölgenin tam ortasındadır. Bu sebeple dünya hakimiyetinin yolu, Türkiye’den geçmektedir.

    DENİZ HAKİMİYET TEORİSİ VE TÜRKİYE

    Ana hatlarıyla, “ Denizlere hakim olan bir devlet, dünyaya hakim olur.” görüşüne dayanan Deniz Hakimiyet Teorisi, özellikle denizciler tarafından benimsenmiş bir jeopolitik bir görüştür. Görüşün temeli, Amerika Birleşik Devletleri Deniz Akademisi’nden mezun olan Amiral Alfred Mahan ( 1840 -1914 ) tarafından atılmıştır. Mahan, 1890 yılında yayınlandığı “ Deniz Kuvvetinin Tarihe Etkisi ( 1660 – 1783 ) “ adlı eserinde,denizin önemini açıkça vurgulamıştır. Ancak açık bir şekilde, Deniz Hakimiyet Teorisini ileri sürmemiştir. Teori, Mahan’ın görüşleri doğrultusunda, daha sonraki denizciler tarafından geliştirilmiştir. Bu teoriye göre; dünyaya hakim olmanın tek şartı, denizlerde güçlü olmaktır. Denizlere hakim olan bir milletin mutlaka, dünyaya hakim olacağı ileri sürülmektedir.

    Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir. Trakya ile Avrupa’ya, Anadolu yarımadasının doğusu ile Asya kıtasına karadan bağlıdır. Kuzeyden Karadeniz, batıdan Marmara Denizi ve Adalar Denizi, güneyden Akdeniz ile çevrilidir. Bu denizler, boğazlar yoluyla birbirlerine bağlantılı olup, Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu’na, Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz ve oradan Hint Okyanusu’na ve öterin ötesindeki Pasifik Okyanusu’na kadar ulaşma imkanına sahiptir. Diğer bir ifadeyle, denizden ve karadan tüm kara parçaları ile bağlantı kurma avantajına sahip olduğu için, aynı zamanda amfibi ( karadan ve denizde hareket kabiliyeti olma ) devlet olma özelliğini taşımaktadır.
    Dünya hakimiyeti baş şartlarından biri denizlerde hakimiyet kurmaktır. Osmanlı padişahları “Cihan Padişahı“ unvanını hak kazanmışlarsa ve devletini “Cihan İmparatorluğu” yapmışlarsa, denizlerdeki üstünlüklerine ve Kaptan-ı Deryalarına borçludur. Eğer Türkiye, diğer Türk Dünyası Ülkeleri ile birlikte, 21. yy.’da Dünya Hakimiyetine aday bir millet olmayı arzuluyorlarsa, “ Deniz Hakimiyeti’ni sağlamalıdırlar. Bunun için de, dünya siyasi arenasında aktif bir politika izlemek icap eder.

    MEDENİYETLER ÇATIŞMASI TEORİSİ VE TÜRKİYE

    A.B.D. Harward Üniversitesi’nde Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Samuel Huntington, 1993 yılında bir teori ortaya attı. “Medeniyetler Çatışması” adı verilen bu teori, özellikle 1989 Sovyet Bloğunun dağılmasından sonra, dünya üzerindeki yeni bazı gelişmeler doğrultusunda geleceği yönlendirme açısından büyük önem arz etmektedir.

    Huntington; “Benim faraziyem şudur ki, bu yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacak. Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hakim mücadele kaynağı kültürel olacak. Milli devlerler dünyadaki hadiselerin yine en güçlü aktörleri olacak fakat global politikanın asıl mücadelelerle farklı medeniyetlerine mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek,medeniyetlerin çatışması global politikaya hakim olacak, medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin muhabere hatlarını teşkil edecek” diyor ve bu teorisini desteklemek için dünya üzerindeki çeşitli gelişmeleri örnek veriyor; Bosna Savaşı, Körfez Savaşı, Kafkaslarda olan savaşlar gibi.
    Huntington, teorisinde yöneticileri ayrı, halkı ayrı düşünen bölünük ülkelerden bahsetmekte ve Türkiye’yi bölünük bir ülke olarak nitelendirmektedir ve Türkiye’nin geleceği hakkındaki tespiti ise şöyle; “ Mekke’yi reddettikten ve ardından Brüksel tarafından reddedildikten sonra, nereye bakar Türkiye? Cevap, Taşkent olabilir. Sovyetler Birliği’nin zevali,Türkiye’ye Yunanistan sınırlarından Çin’e kadar yedi ülkeyi ihata eden ve yeniden hayat bulan bir Türkiye Medeniyetinin lideri olma fırsatını veriyor. Batı tarafından teşvik edilen Türkiye, bu yeni kimliği benliğine kazanmak için hareketli çabalar sarf ediyor” ve Huntington teorisini şu cümlelerle bitiriyor; “Uzak olmayan bir gelecekte, cihanşümul bir medeniyet olmayacak fakat bunun yerine, her biri başkalarıyla beraber yaşamayı öğrenmek zorunda kalacak farklı medeniyetlerden mürekkep bir dünya olacaktır.”

    EKSEN ÜLKELER HAKİMİYET TEORİSİ VE TÜRKİYE

    Bu teori, 1989 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya atılan ABD merkezli bir hakimiyet teorisi niteliği taşımaktadır. Teori, Robert Chase, Emil Hill ve Paul Kennedy tarafından kaleme alınan ve 1996 ocak ayında Foreign Affairs’deyayınlanan “Eksen Ülkeler Devletler ve ABD Stratejisi” adlı makale ile ortaya atılmış ve daha sonra bu teori, diğer bazı araştırmacıların da katılımı ile daha da genişletilerek, 1999 yılında “ The Pivotal States: A New Framework For U.S. Policy İn The Devoloping World” adıyla kitap halinde yayınlanmıştır.
    Teoriye göre, Gelişen Dünyada ABD Politikasının ana hatları ne olmalıdır? Eksen ülkeler hangileridir? Sorularına cevap aranmış ve bazı sonuçlara gidilmiştir. Teoristyenler eksen ülke olabilecek ülkeleri şöyle sıralamaktadırlar; Endonezya, Hindistan, Pakistan, Türkiye, Mısır, Güney Afrika, Brezilya, Cezayir ve Meksika. Bu ülkeler konunun uzmanları tarafından iyice tahlil edilmişlerdir. Ayrıca bu ülkeler, nüfus, uluslar arası göç, çevre insan hakları stratejisi, etnik çatışma, uluslar arası finans, ticaret bakımından değerlendirilmişler ve ABD’nin Stratejik Planlaması üzerinde durmuşlardır.
    Bu teoriye göre ABD, eğer dünyaya hakim olmak istiyorsa, diğer süper güçlerin dışında, dünya platformunda kendi bölgesinde en üstün olan 9 eksen ülke ile ilişkilerini daha iyi düzenlemek zorundadır.

    ABD’nin Türkiye Analisti, İstihbarat ve Araştırma Bürosu Güney Avrupa Bölüm Şefi Makovsky’nin Türkiye ile ilgili görüşleri oldukça dikkat çekici. Diyor ki; “ABD dış politikasında birincil önceliğe sahip birkaç bölge arasında, Türkiye de Amerika’nın güvenlik çıkarları açısından kanıtlanmış bir öneme sahiptir.”
    Makavsky; “Türkiye yalnız bir açıdan değil, birçok açıdan “Eksen Ülkedir” demekte ve bunları özetle şöyle sıralamaktadır; “Türkiye ideolojik eksenlere duyarlı bir devlettir.Sınır komşusu olduğu bölgelerin çoğunda, ABD çıkarları için hayati önem taşımaktadır. Türkiye, komşularının lider kabul ettiği bir ülkedir. Türkiye aynı zamanda NATO’nun tek Müslüman çoğunluk devletidir ve NATO’nun en büyük devletlerinden birisidir. Siyasal olarak, Türkiye herhalde hala İslam Dünyası’nın demokratik ülkesidir. Ekonomi söz konusu olduğunda, Türkiye uzmanlara meydan okumaktadır. Ortadoğu bölgesinde en önemli bir müttefiktir. Müslüman dünyasının İsrail’le ilişkilerinin normalleştirilmesinde tempo koyucu (tavşan) rolü üstlenmiştir. 1949’dan 1979’a kadar Türkiye, İsrail’i tanımış olan tek Müslüman devlettir. Türkiye, terörü destekleyen ülkeler listesindeki üç ülkeyle ( İran, Irak, Suriye) birden sınır komşusu olan tek dünya ülkesidir. Türkiye dil ve kültür yakınlıkları nedeniyle Eski Sovyetler Birliği ülkeleriyle ekonomisi giderek artmakta ve kilit nokta durumda bulunmaktadır. Balkanlarda yapıcı bir Türk rolü ABD için özellikle yararlıdır. Zaten Türkiye genellikle bölgedeki önemli ABD çıkarlarına hayati destek vermiştir. Türkiye, bölgede jeostratejik ve siyasal açıdan bölgesel bir güçtür.”

    MERKEZİ TÜRK HAKİMİYET TEORİSİ VE TÜRKİYE

    Bu hakimiyet teorisi, Ramazan ÖZEY tarafından 1994 yılında ortaya atılmıştır. Bu teori tamamen Türkiye merkezli bir hakimiyet teorisi olup, tarihin geleceğe bir yansıması olarak kabul edilmektedir.
    Bu hakimiyet teorisini şu şekilde belirtebiliriz; Asya, Afrika ve Avrupa eski kara kütlelerinin bitişme noktasında yer alan ANADOLU Yarımadası, dünya kalesini, aynı zamanda dünyanın kalbi (heartland) oluşturmaktadır. Çünkü Anadolu Yarımadası, üç tarafı denizlerle çevrilidir. Yükselti bakımından kıtaların en yücesi olan Asya2dan (1010m.) bile hayli yüksek (Türkiye’nin ortalama yükseltisi 1.132 m.) bir kara parçasını teşkil eder. Anadolu yarımadasının Asya ve Afrika’ya bitişik olduğu kesimlerde aşılması zor sıradağlar yer almaktadır.)
    Kalenin Asya’ya açılan burcu Malazgirt, Avrupa’ya açılan burcu ise İstanbul’dur. Anadolu yarımadasında çevreleyen Balkan Yarımadası, Kafkaslar, İran Arabistan ve Kuzeydoğu Afrika; kısacası Balkanlar ve Ortadoğu, dünya kalesini çevreleyen iç Çemberi meydana getirir. Bunun dışındaki kara parçaları ise, Dış Çemberi yada Dünya Adası’nı oluşturmaktadır.
    Böyle bir açıklama yapıldıktan sonra, jeopolitiğin çizdiği kavram ve ölçüler çerçevesinde şu sonuca varabiliriz; “Dünya Kalesi’ni (Anadolu’yu) elinde bulunduran bir millet, İç Çembere (Balkanlar ve Ortadoğu) hükmeder. İç Çembere hükmeden bir millet ise, Dış Çembere yani Dünyaya hakim olur.”

    Merkezi Türk Hakimiyeti, diğer teorilerde olduğu gibi sadece bir güce dayanmaz. Bu teorinin gerçekleşmesi için, kara, deniz ve hava gücünün birlikte geliştirilmesi gerekir. Öte yandan 21. yüzyılın iletişim ve bilgisayar çağı olacağı düşünülürse, bu alanda da üstün olunması gerekir. Kısacası zaman ve mekan çerçevesi içinde bilgi ve teknolojinin tüm imkanları kullanılmalıdır. Adeta Fiziki Coğrafya özellikleri ile Beşeri ve Ekonomik Coğrafya özellikleri kaynaştırılmalıdır. Çünkü bir devletin sadece bir ve iki alanda güçlü olması yetmez. Söz gelişi sadece kara gücü yada deniz gücü bakımından üstün olan bir devlet, hava gücü yoksa, hava gücü üstün olan bir devlet tarafından tehdit unsuru olabilir. Bu nedenle hava gücü bakımından da üstün olmak zorundadır. Daha ötesi, dünya iletişim ağını kurmalı ve diğer devletlere göre üstün olmalıdır. Gerekiyorsa uzay çalışmalarına yönelmeli ve uydular aracılığıyla dünyaya hükmetmelidir.

    DÜNYA HAKİMİYETİ VE TÜRKİYE

    Dünya hakimiyetlerinde ezilen, sömürülen, hep küçük devletler olmuştur. 20. yy boyunca ABD, Sovyetler, Çin gibi büyük devletlerin birbirleri ile yakınlaşmalarında, hep dünyanın paylaşılması konuşulmuştur. Yine bu devletlerin birbirleri ile uzaklaşmaları ve çatışmaları esnasında yine küçük devletler ezilmiştir.

    Türkiye, 20. yüzyılda ezileceği ve yokolacağı birliklerden sakınmalıdır. Hiçbir zaman çimler ve serçe konumuna düşmemelidir. Bunun için de gerekli olan hassasiyeti göstermelidir. Günümüz Türk jeopolitikçilerinden Suat İlhan’ın bu konudaki tespitleri dikkate alınmalıdır. İlhan “Dünya yeniden kuruluyor” adlı eserinde; “ABD’nin AB’ne dayanan Avrasya Egemenlik politikası için de Orta Asya büyük değer taşıyor. Türkistan, AB’den dışlanan, NATO’dan dışlanmaya çalışılan bütün komşuları ile sorunları olan ve Doğu sorununun ilk muhatabı olan Türkiye için ayrı bir önem ve değere sahiptir.” demektedir. Gerçekten Türkiye için Orta Asya büyük önem ve değere sahiptir. Özellikle Merkezi Türk Hakimiyet teorisinin uygulamaya konulmasında, aynı dil, din, ırk, gelenek, görenek, kültür ve medeniyeti paylaşan Türk ülkeleri arasında ortak bir işbirliği kurulması gerekmektedir.

    Denilebilir ki “Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi” dışındaki tüm teorilerin temel felsefesi, Dünya üzerinde bulunan tüm orta ve küçük ölçekli devletleri sömürmektir. Oysa Merkezi Türk Hakimiyet Teorisinin temel felsefesi, Dünya barışını ve huzurunu sağlamaktır.

    Şüphesiz en tutarlı teori, uygulanabilir ve özellikle geçmişte uygulanmış olması gerekmektedir. Tarafımızdan ileri sürülen “Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi”, en gerçekçi ve uygulanabilir bir Hakimiyet teorisidir. Çünkü bu teori M.Ö. 2. yüzyılın ortalarından bugüne tam 3 kez uygulama aşamasına konulmuştur. Bu teorinin 4. kez uygulama aşamasına konulmasında, siyasi coğrafya açısından herhangi bir engel yoktur. Sadece bugün bu bölgede yaşayan insanların bilim ve teknolojik açıdan fazla gelişmemiş olması önemli bir engel teşkil etmektedir. Bu bölgede yaşayan insanlar, bilim ve teknolojik gelişmelerini tamamlarlar ve bölgesel birliği kurabilirlerse teorinin 4. kez uygulamaya konulması gerçekleşebilecektir.


    Last edited by netg€z€r; 04-01-2012 at 05:43 PM.

  2. #2
    Çavuş
    Katılım Tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    70



    güzel ve anlamlı paylaşım herkese duyurulur..



+ Konuya Yorum Yap

Bu Konu İçin Etiketler

Bookmarks

Mesaj İzinleri

  • Yeni Konu Gönderebilirsiniz
  • cevap gönderebilirsiniz
  • Eklenti Gönderemezsiniz
  • Mesajınızı gönderemezsiniz
  •